Tarihi Resimler

MP3 DİNLE

 

 

 

Mardin gezilerinde Deyrulzafaran ve Deyrulumur (Mor Gabriel) manastırları, Nusaybin Mor Yakup Kilisesi ve Anıtlı/Hah Meryemana Kilisesi birer klasiktir. Ama atlanmaması ve mutlaka ziyaret edilmesi gereken pek çok yer daha vardır. Bunların başını da Barıştepe Mor Yakup Manastırı çeker. Salha ya da Salhe, bugünkü adıyla Barıştepe, inananların dağı anlamına gelen ‘Turabdin’ bölgesinde Midyat’a bağlı bir Süryani köyü. Diğer köyler gibi burası da oldukça şirin bir köy. Bu köyün en önemli özelliği de Mor Yakup Manastırı.

Midyat’tan Anıtlı köyüne doğru giden yolda Anıtlı’ya 25 km kaldığını gösteren tabela bir çatal yolun ağzındadır. Bu yolda sağdan devam ederseniz, yani ana caddede kalırsanız, bir müddet sonra Barıştepe tabelasını göreceksiniz. Tabeladan sola sapıp biraz sonra köye varırsınız. Köyün içinden geçip yolun sonunda zaten köyden de görünen Mor Yakup Manastırı’na ulaşırsınız. Ama ben size gene de başka bir yol tavsiye edeceğim. Özellikle karda kışta ve otobüsle seyahat edenler için köyün içinden geçmek mümkün değil. Kışın yol diz boyu çamur veya su kaplı olabiliyor, otobüsün ise bu daracık sokaklardan geçmesi mümkün değil. Yapacağınız şu: Midyat’tan Anıtlı yönünde giderken Anıtlı Meryemana Manastırı tabelasını gördüğünüz çatal yolda ana caddeden ilerlemeyin, hemen soldaki yoldan devam edin. Bu oldukça düzgün bir yol ve sizi Mor Yakup Manastırı’nın kapısına kadar götürecektir.

Salah Mor Yakup Manastırı

Turabdin’in Salah köyüne yerleşen Mor Yakup, Mor Barşabo’nun yanında öğrenciliğe başlar. M. S. 419 yılında Mor Barşabo ve en az 10 öğrencisinin Persler tarafından şehit edilmesiyle öğretmeninin adına burada bir kilise inşa eder.

Salah, yeni ismiyle Barıştepe. Dargeçit’e doğru giderken Midyat’ın 5 km kuzeydoğusunda kalan bir Süryani köyü. Basit olarak tarif etmek gerekirse, Midyat’tan Hah’a doğru giderken Hah’a 25 km kaldığını gösteren tabeladan ana caddeyi takip edin. Biraz sonra Barıştepe tabelasından sol yapınca köyün içinden geçerek Salah Mor Yakup manastırımıza ulaşırsınız. Ya da kış aylarının zorlu koşullarıyla uğraşmak istemezseniz Hah’a varmadan Meryem Ana tabelasını görünce ana yolu bırakıp sola dönerseniz yolun doğrudan sizi ulaştıracağı manastır bu sayımızın konuğu.

Yaşadığımız bu dönemde Salah’ın adı farklı bir şekilde karşımıza çıkıyor. Bu dönemin İsveç kabinesindeki Eğitim Bakanı İbrahim Baylan 1981 yılında doğup büyüdüğü, ilkokula yani eğitimine başladığı Salah’tan İsveç’e göç etmiş. Hani bütün yazılı, görsel yayın organlarında rastladığımız “Mağaradan İsveç Bakanlığı’na” başlıklı haberlerin kahramanı İbrahim Baylan Salah’lı.

Şimdilerde tek Süryani ailesinin yaşadığı köyde yakın geçmişte 30 Süryani evi varmış. 1980 sonrası çeşitli sebeplerle Avrupa’ya göç etmiş Süryaniler. İşte İbrahim Baylan’da bunlardan biri. Doğduğu, bütün neslinin yaşadığı topraklarda eğitimine başlamış, ne yazık ki ilkokulu bile bitiremeden yabancı bir memlekete göç etmek zorunda kalmış, orada eğitim bakanı olmuş ve şimdilerde bitiremediği ilkokulundan eğitimle ilgili yardım istenen İbrahim Baylan…

Köyün tarihi Mor Yakup Hbişoyo ile kesişmektedir. Mor Yakup M. S. 330 yılında İskenderiye’de doğmuş, önce Diyarbakır’a oradan da Turabdin’e geçmiştir. Turabdin’in Salah köyüne yerleşen Mor Yakup, Mor Barşabo’nun yanında öğrenciliğe başlar. M. S. 419 yılında Mor Barşabo ve en az 10 öğrencisinin Persler tarafından şehit edilmesiyle öğretmeninin adına burada bir kilise inşa eder.

Hayatında hastalara şifa vermek, sakat ve topalları iyileştirmek, bir haftalık çocuğu konuşturmak gibi mucizeleri gerçekleştiren Mor Yakup 421 yılında ebedi hayata intikal eder. Yüzlerce rahibin yetiştirildiği ve yaşadığı kilisenin büyütülmesi gerekmektedir. Öğrencisi Mor Daniel tarafından M. S. 508 yılında Mor Yakup adına - tamamıyla köylülerin maddi ve manevi katkılarıyla - inşa edilen kiliseye yine köylüler tarafından “Deyro dmor Yakup” adı verilir.

 

8. yüzyılda metropolitlik merkezi olan, 1364 - 1834 yılları arasında patriklere ev sahipliği yapan manastır 1454 yılında saldırıya uğramış 1693 yılında da Rüstem Bey tarafından yağmalanmıştır. Ünlü tarihçi Andrew Palmer manastırdan “Münzevi Yakup’un Manastırı”; yani dünya işlerinden tamamıyla elini çeken, inzivaya çekilip toplumla olan ilişiğini kesen Yakup’un Manastırı diye bahseder. Yine Palmer manastırın etrafında Aramilerin Hıristiyanlık öncesi gömü yaptığı, sonraları rahiplerin yaşadığı manastırlardan söz eder.

Kilise’ye girmek için iç içe geçmiş avluları kat etmek gerekir. Son avlu rahip ve rahibelerin odaları, depo, bir ev ve kiliseyle çevrilidir. Batı duvarındaki nişlerden biriyle içeri giriş yapılmaktadır. Yapıyı incelediğimizde önceleri güney kısmında ibadet için gelenlerin ve mezbaha giriş için kullanılan iki ayrı giriş olduğunu ama sonradan kapatıldıklarını görüyoruz. Yine güney cephesinde üç büyük bir küçük pencere bulunur. Bu pencereler eğimleri sayesinde gün ışığını yansıtarak kilisenin içini daha aydınlık hale getirirler.

 

Yapının tuğla işçiliği görülmeğe değerdir. Öyle ki Turabdin’in en görkemli tuğla işçiliği bu kilisede kendini gösterir. Birbirinin içine girmiş yay kesitli tuğlalar farklılığın göstergesidir. Tuğla örgüler arasındaki taş kemerler boyaları nedeniyle tuğlaların farklı renklerdeymiş gibi algılanmasına neden olur. Pastel renkli haçlar ve süsleme öğeleri yapının sadeliğindendir. Taşlara işlenmiş güvercinler ve asma dalları Hıristiyanlığın inanç sembollerini yansıtır. Kutsal Ruh’un insanlara verdiği duyuları güvercinler, dallarıyla tüm Hıristiyanları kucaklayan asma ise İsa Mesih’i betimler.

Birinci Dünya Savaşı’na kadar faal olan kilise 1965 yılında Rahip Yakup Tekin’in manastıra atanmasına kadar sahipsiz kalmıştır. Yeniden canlanan manastır ve köy yukarıda değindiğimiz sebeplerden dolayı 1980’lerdeki göçlerle bugünkü durumuna gelmiştir